2 Kasım 2012 Cuma

KARANLIĞA DOĞRU...



 Türkçe kalktım bugün yatağımdan.
 Kürtçe yürüdüm, Kürtçe yıkadım yüzümü.
 Arapça sesler duydum içeriden.
 Fransızca kanadı yaram.
 İngilizce baktım insanlara.
 İspanyolca bir şeyler vardı içimde.
  Yalnızlığı Çince'yle paylaştım.


Tüm bunlarla birlikte savaşın üzerinde yürüdüm dışarı çıkınca.       
 Onun üzerinden yol aldım. Ayaklarımın altında ezdim sanmıştım        
 yani...
 Meğer ben bunlarla iken dışarıda neler varmış. Hepsi birbirine 
 düşmüş. Karanlığa yürümüşler, kendi menfaatleri doğrultusunca...
  Herkesçe, eşitlik kabul edilmişken; ırk, din, dil ayrılığı; kabuk  
  bağlamış bir yaranın tekrar tekrar kanatılması gibiymiş...
         
                                                                                 Songül DOĞAN
                                                                                          SOBE


15 Eylül 2012 Cumartesi

BEKLEMEK

Size ne ifade ediyor bilemem ama bence beklemenin iki hali var;
Öyle ki elma ağacının armut vermesini gözlemek de,
Gökyüzünde bulut var mı diye gözlemek de beklemektir.
Tek farkı biri acı verir, biri heyecan...

17 Temmuz 2012 Salı

maskem...

her tebessüm mutluluk değildir!..
Gülmem demek değildir ki, mutluyum...
Demek değildir ki, içimdeki fırtınalar birçok cana kıymıyor. Altında yatan yorgun bir ruhun olmadığı anlamına gelmez yani. Sana karşı olan bir tebessümüm gözlerimi kan çanaklarının çocuğu olmaktan kurtarır mı?
Maskeler güzeldir. Her zaman gülerler de ya o kutunun mücevheri? Altın mı? Yoksa gözyaşından paslanmış bir demir parçası mı? Çabalamıştım ben... O mücevher kutusunun içindekine ulaşmak için çabalamıştım. Hayat ya bu... Kocaman bir kilit. Anahtarıysa... Zaman dursun istiyordum. Bir an düşündüm de ben denizlerde yaşamalıyım. Gözyaşının belli olmadığı yerlerde. Ruhumu acıtacak birilerinin olmadığı denizde.... Maske altı nehirlerden sıkıldım ben... Ama biliyor musun dünya böylesi de iyi. Ya gözyaşlarım zeytinyağı gibi su yüzüne çıksaydı... Maskemi çıkarın insanlar...




28 Mayıs 2012 Pazartesi

körebe

Hayata gözlerini kapatırsın ya...
Yüreğine fermuar çekersin bazenleri.
İnsanları duyamazsın, kahkahalar arasında kaybolur sadece bakarsın.
Onu da alın elimden zalimler.
Kapatın gözlerimi, akmasın gözyaşlarım, görmesin kimseler.
Sessiz ol bez parçası! Sen kabullen gözlerimi.
Kapat onları.
Bir bez parçasıymış gerçek dostum...
Küçükken durmadan körebe oynadığım...
songül..

26 Mayıs 2012 Cumartesi

hıçkırıklarım

Bir çocuğun gözyaşıdır yaşamın tüm laneti..
İnsanlığın rezilliği bir damlaya sığar bazen.
Olay öyle bir şey ki rezilliğin küçüklüğünden değil, o gözyaşının anlamının kocamanlığındandır.
Biliyorum fazla abarttığımı...
Ama herkes aynı yaşamıyor. Bir yönüyle mutluluk, bir yanıyla hüznü yaşıyor insan.
Hıçkırarak ağlamanın daha kötüsü nedir biliyor musunuz?
O gözyaşlarının içeri akarak tıpkı bir zehir misali yakmasıdır içini...
Öyledir ki bir tek kalbine düşer bu yangın. Kalp yanar da gözler durur mu? Yazar kendisini yazarmış hep... Bir hüznün büyüklüğü değildir mühim olan. Yazarın o hüznü nasıl yaşadığıdır. Herkes diyemiyor ya ''Aman önemseme''... Bazısı da anlamaz işte. Anlayamaz...
Kalbi yetmez buna. Akıl erdiremez. Çünkü, o kişi tek bir kötülüğü barındırmazken içinde, onunla karşı karşıya kalır bazen. Olağanüstü değiliz. İnsanların hislerini, düşüncelerini, sevgi değerlerini ölçemiyoruz.
Ama ben şunu bilirim ki, ellerim dostumdur benim.
Çünkü, gözyaşımın tek silenidir o. Hıçkırıklarımı tek bastıran...

      songül...

23 Mayıs 2012 Çarşamba

üzgünüm.

Bazen hayata kapıdan bakıp dönesim gelir.
Gözlerimi çekeceğimi bilerek açıp göresim...
İnsanlara bakıp anlamak çocukluğuma şükretmek gelir içimden.
Şemsiye altından gökyüzüne bakmak isterim.
Sevgi isterim, insanlığı isterim...
Tıpkı bir balığın uçmasıdır bu hayal.
Sonsuza dek mutlu olmak gibi bir hayal...
Perçemlerimin altından hayatı seyredip büyüme isteğimi yutar adeta yok ederim.
İnsanların ve öyle zannedilenlerin ikinci yüzlerini görürüm ben.
Burada da hangisine tüküreceğim diye şaşırır dururum.
Maalesef çocuk bir gün sen de göreceksin. Senin de canın yanacak...
ÜZGÜNÜM ÇOCUK ÜZGÜNÜM!!                                        
songül..

19 Mayıs 2012 Cumartesi

tebessüm.

Ne yazacağım şimdi? Ne anlatacağım size? Elim ayağıma dolaşıyor. Düğüm düğüm oluyor kelimeler boğazımda.
Tebessüm çözümdür bazen de sorunlara vesile... Ama ben gülerim insanın yüzüne gülerim hep. Sen, konuşmaya tenezzül etmezken sana 'sus!'derler ya ona gülerim ben. İki kalbi olanlara gülerim. Hep gülmem ya canım. Ağlarım bazen de ama bu sefer kendime ağlarım, içime, gözlerimin daldığı denizlerin yok olmasına ağlarım...
Çiçeğine en güzel vazoyu almışken ölmesine ağlarım. Bazen haykırırım. dağlara, denizlere... 'Bana sevdayı getirin' der, haykırırım. Anlayacağınız bencillik yaparım yani. ama olmaz ya onu bilirim. Ondan dağlardan, denizlerden isterim. Kalbimi yok edin diye haykırırım. Ben annemi kalpsiz de severim. Zaten başka kimseler yok. Kimseler sevmez  seni. Haberleri yoktur sevmeden sevilmeden. Bazen de sırtındaki bıçakların haddi hesabı olmaz. Ah be dünya! Bir kere dön de aydınlığını göreyim. Gel anlaşalım. Beş dakika başka yok. Sadece beş dakika... İstersen de hep öyle kalalım. Kalıplaşmış duyguların zırhını kıralım beraber. Ama yine dönersen...  O zaman iki metre bir yer ayarla hayrına. Söz veriyorum geri çıkmamak üzere gireceğim oraya. Söz dünya söz!!                                                                  

                                                                                                                            son'güller...