7 Eylül 2014 Pazar

Düzen

Yine yağmur yeryüzüyle buluşuyor hadsiz.  Yine dışarıda bir yerlerde hasret var. Kin kusmalar, öfke püskürmeler... Acılarını çekiyor bazıları sorgusuz sualsiz. Düzen yine her zamanki gibi tıkırında. Kimselere sormadan bütün ihtişamıyla işliyor başına buyruk. Her şey yerli yerinde...  Yağmur hızlandı. Belki bir iki acı dinmiştir.  Belki ilham perileri cirit atmaya başlamıştır. Ya da birkaç kahve soğumuştur sohbet masalarında. Kim bilir..

6 Eylül 2014 Cumartesi

Fare

Neden direniyorsun ? Feryat figan bağıran gözlerini duyamadın mı yoksa ? Hala şüphelerini, belirsizliklerini oynayan o sinir bozucu fare içinde bir yerlerde mi ? Nasıl olacak ki, bırakıver kendini ince parmaklıklarına. Ya özgür kalırsın ya esir...

2 Eylül 2014 Salı

Yaş Gereği

Belki ufacık bir yaşınız,  küçücük parmaklarınız,  ve sınırlı bir dünyanız olabilir. Ama kocaman düşüncelere ve anlatılmışlıklara sahip olabilirsiniz...

27 Haziran 2014 Cuma

İNCİ

    Tuzlu yastıklarda simsiyah gecenin bestesi var. Tıpkı hayal çöplüğümle olan senfonim gibi. tıpkı içine dalıp dalıp düşemediğim uçurumlarım gibi. Öyle bir beste ki; küçük ve çaresiz insanların shte acıları gibi. 
Gittikçe büyüyor muydu midyenin içindeki inci? Ya da baştan beri bir kömür müydü? Kim bilir. peki ya ruhu? Uçup gidebilirdi ama hala hapsolmuş.

12 Nisan 2012 Perşembe

Üzülme çocuk!!















En büyük dert nedir? Sevda mı? Para mı? Sorsam eğer ya biri ya biri...
Öyle değil. İnanın bana öyle değil...
Siz hiç ölüm korkusuyla yaşayan bir çocuk gördünüz mü? Annesine söylediği o cümlelerini. Annesinin yanaklarından süzülen o gözyaşlarını... Çocuğun ''Anne ben yarın uyanamazsam oyuncaklarımı toplar mısın?'' deyişini duydunuz mu hiç? Arkadaşlarıyla koşarken ''Ölürsem beni anneme götürün'' sözlerini duydunuz mu, kulağınıza ilişti mi? En acısı ne biliyor musunuz? Bunları söylerken yüzündeki o tebessüm. Hiçbir şey haberinde olmaksızın hayatı yaşaması. Asıl acı budur işte. Bir çeyreklikle elindeki şekerin mutluluğunu trilyoner biriyle eş tutması... Daha kendini koruyamazken adım adım ölümü beklemesi ömre bedeldir aslında.. Üzülme sen küçük üzülme sakın. Biz acınacak durumdayız asıl biz... Senin o gideceğin yere belki senden daha önce varacağız...

                                                                                                                   

19 Mart 2012 Pazartesi

o yürekler..

Çanakkale bir imkansızdır... Başarılmış bir imkansız.
Anlatılmaz kelimelerle...
Nasıl bugün rahatça yaşıyorsak
Atalarımıza borçluyuz, onların yüreklerine...
Kalpleri iman doluydu hepsinin
Kılıçları ellerinde yürüdüler mertçe
Akıllarından bir an bile dönmek geçmedi
Lav gibi yürekleri vardı onların
En büyük korkuları yenebilecek ateşe sahip...

Gencecik sevgileriyle gittiler...
Emelleri şahadetti, vatan uğruna şehit olmak...
Çaresizlik içinde çareyi buldu onlar
İmkansızı yaşamışlardı...
Layık olamaz hiçbir şey o yüreklere
Mısralara sığmaz onlar... Anlatılmaz kalemlerle.
Ezilmedi MEHMETÇİK! Geçilmedi geçilmeyecek bu vatan.
Zaferle yandı Türkiye ve bir daha asla sönmeyecek...

14 Mart 2012 Çarşamba

RAPTİYE

Hiç bir şey yapmak gelmiyor içimden
Öyle durup suratına bakmak aval aval...
Dilimin söyleyemediğini gözlerimle anlatmak.
Düşünmek bile istemiyorum.
Biri gelip düşüncelerimin raptiyelerini çıkarsa tek tek...
Garip...
O düşüncelerin raptiyelerini çıkaranı değil de, raptileyecek düşüncelerin olmasına sebep olanları düşünürüz hep...
songül.

7 Mart 2012 Çarşamba

karanlıklara ışık tutan..

      O yer... Dağın yamaçları, yemyeşil ağaçlar. Sanki ikinci evimdi orası... Kocaman bir uçurum. Bir de insanın sorularını alıp götüren rüzgarı... Sık sık giderdim o harikaya. Kafama kazınan düşüncelerin çivilerini çıkarırdı. Hayaller kurardım. Toz pembe olanından. Bazen pembeleri kaybolanından... Müthiş bir manzara, ruhunu besleyen. Sıkılan canımı gevşeten... Nasıl anlatayım?... Hani yaşam kaynağınız olur ya... su gibi... Evet su'yumdu orası benim. Yaşayamazdım onsuz. Yani öyle hissediyordum. En kötüsü de paylaşmıyordum.. Hiç kimseyle... Söyleyemiyordum.
       Bir gün orayı bulursanız tavsiyede bulunuyorum. Orada her şeyi yapabilirsin. İster Mevla'na dön ister düşün. İster suskunluklarını bağır, ister çığlıklarını sus! Sanki iki saatlik zaman iki dakika gibi gelecektir. Orası ruhunun gıdası olur insanın. Onlar tanımamış orayı, hiç karşılaşmamışlar. Bazen ''Ben oraya neden gidiyorum? Belki bir zarar gelir..'' diye düşünsem de oradan vazgeçemiyorum. Kelimeler yetmez anlatmaya.. Kalemimin ucunu kırsam, düşüncelerimi duvarlara kazısam anlatamam.. Yaşam bağım orası benim... O kalın hayat bağım... Biriyle paylaşmaktan korkuyordum. Ne yalan söyleyeyim öyleydi. İstemezdim bilmelerini... En çok da zarar vermelerini... Bilemezdim orayı biriyle bir gün paylaşacağımı, bilemezdim... Biliyor musunuz orada ilk defa konuşuyordum. Güldüm, meğer eksiğim o'ymuş... Zaman değil dakikalar değil saliseler geçti.. Oraya beni bağımlı yapan o'ymuş meğer... Paylaşmanın güzelliğini anladım orada... Hayat kaynağım bana bir şey daha öğretmişti.. Su'yum oymuş meğer... İhtiyacım olan.. Kalın bağlarımdan biri sevgiymiş meğer... Hatta diğerlerini bile saran. Şimdi merak ediyorsunuzdur... Orası... Düş'üncelerimin ortasıydı. Karanlıklara ışık tutan...

                                                                                                            

28 Şubat 2012 Salı

ANNEME

Anneciğim

Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!

Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var;
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!

Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış, çırpınmak için;
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim!...  NECİP FAZIL KISAKÜREK
                                                                                           RUMEYSA