27 Haziran 2014 Cuma

İNCİ

    Tuzlu yastıklarda simsiyah gecenin bestesi var. Tıpkı hayal çöplüğümle olan senfonim gibi. tıpkı içine dalıp dalıp düşemediğim uçurumlarım gibi. Öyle bir beste ki; küçük ve çaresiz insanların shte acıları gibi. 
Gittikçe büyüyor muydu midyenin içindeki inci? Ya da baştan beri bir kömür müydü? Kim bilir. peki ya ruhu? Uçup gidebilirdi ama hala hapsolmuş.

2 Kasım 2012 Cuma

KARANLIĞA DOĞRU...



Türkçe kalktım bugün yatağımdan.
Kürtçe yürüdüm, Kürtçe yıkadım yüzümü.
Arapça sesler duydum içeriden.
Fransızca kanadı yaram.
İngilizce baktım insanlara.
İspanyolca bir şeyler vardı içimde.
Yalnızlığı Çince'yle paylaştım.


Tüm bunlarla birlikte savaşın üzerinde yürüdüm dışarı çıkınca.       
Onun üzerinden yol aldım. Ayaklarımın altında ezdim sanmıştım yani...
Meğer ben bunlarla iken dışarıda neler varmış. Hepsi birbirine 
düşmüş. Karanlığa yürümüşler, kendi menfaatleri doğrultusunca...
Herkesçe, eşitlik kabul edilmişken; ırk, din, dil ayrılığı; kabuk  

bağlamış bir yaranın tekrar tekrar kanatılması gibiymiş...
         
                                                                              


23 Mayıs 2012 Çarşamba

üzgünüm.

Bazen hayata kapıdan bakıp dönesim gelir.
Gözlerimi çekeceğimi bilerek açıp göresim...
İnsanlara bakıp anlamak çocukluğuma şükretmek gelir içimden.
Şemsiye altından gökyüzüne bakmak isterim.
Sevgi isterim, insanlığı isterim...
Tıpkı bir balığın uçmasıdır bu hayal.
Sonsuza dek mutlu olmak gibi bir hayal...
Perçemlerimin altından hayatı seyredip büyüme isteğimi yutar adeta yok ederim.
Maalesef çocuk bir gün sen de göreceksin. Senin de canın yanacak...

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Kağıdım. Yine sen!

En kötüsü nedir? Biliyor musunuz diye sormayacağım... Hani belki yaşamayanlar vardır...

En kötüsü kalemi eline alınca, kağıdın bile sana sırtını dönmesidir...Ne anlatacağını bilemeyip elini terletip durmaktır. Oraya buraya bakıp acısını böyle çıkarmaya çalışırken, kafanı biraz da olsa dağıtmak için yazmaya çalışırken, hissedememektir... Kalbinden hiçbir şeyin geçmemesidir. Aklında onca şey olmasına rağmen..

Şükür ki benim bugünüm var. Dünün pişmanlığı, yarının umudunu taşıyan bir bugünüm var...

Şükür ki benim kağıdım var. Ona derdimi anlatabiliyorum.... Onca insan hiç bir şey anlamazken.
Kağıdım şikayet etmez. Ne istersem onu yansıtır içinde.                                                                                  
                                                                                                                    
                                                                         

30 Nisan 2012 Pazartesi

anlamak..



HERKES BİR GÜN YANILIYOR...
BUNDA HİÇ YANILMADIM...
'ANLAMAK' ANLAMINI YİTİRİR BAZENLERİ...
İNSANLAR ANLAŞILMAZ...
BAZEN SADECE HAYKIRMAK GELİR İÇİNDEN...
YÜKSEK BİR 'YÜREĞE' ÇIKIP HAYKIRMAK...

23 Nisan 2012 Pazartesi

Nasılsın?

Nasılsın?
İyi.
İki kelimelik hayat döngüsü. Sana anlatacağım kağıdım. 'İyi' kelimesini anlatacağım...
O an nasıl hissediyorum biliyor musun kağıdım?
Gözyaşı kurumuş gözleri bilir misin sen?
Yaprağı dökülmüş çiçek. Kağıtsız yazdığım yazım.
Kalemim anlatacak sana. Bak! Kanatsız bir kuş gördün mü? Uçmaya çalışan...
Parası olmayan bir zenginim o anda...
İçimdeki karmaşıktan dışarı vuran sadece 'Merhaba'...

21 Nisan 2012 Cumartesi

Gökkuşağı.

Mutlulukla saklambaç oynadım gökkuşağı...
Bulamadım onu hiç...
Hep ben ebeyim, o saklanan.
Hep benim gözlerim kapalı, onun ayakları koşan...
Unutulmayı iliklerime kadar hissettim oynarken.
Mutluluk unuttu beni gökkuşağı.
Seninle mi o?
Işıltına mı koştu?
Adalet mi şimdi bu?
Sen rengarenk, ben sadece siyah.
Sen ışıltının simgesi, ben karanlığın efendisiyim...
Sen iki güzelliğin birleşimi, ben onlara düşman...
Sen insanların zevkisin, ben sadece nefis.

                         
                                                                             

16 Nisan 2012 Pazartesi

serçe

Göğüs kafesinin içindeki ufak serçe çarpar ya bazen...
Derin bir nefes alır susturursun geçici de olsa susar bazen..
Gözlerindeki ışıltı aynı anda yüzündeki hüzün rüzgarı. Gökkuşağını oluşturur ya yağmur yağdırır ya da renkler saçarsın...

12 Nisan 2012 Perşembe

Üzülme çocuk!!















En büyük dert nedir? Sevda mı? Para mı? Sorsam eğer ya biri ya biri...
Öyle değil. İnanın bana öyle değil...
Siz hiç ölüm korkusuyla yaşayan bir çocuk gördünüz mü? Annesine söylediği o cümlelerini. Annesinin yanaklarından süzülen o gözyaşlarını... Çocuğun ''Anne ben yarın uyanamazsam oyuncaklarımı toplar mısın?'' deyişini duydunuz mu hiç? Arkadaşlarıyla koşarken ''Ölürsem beni anneme götürün'' sözlerini duydunuz mu, kulağınıza ilişti mi? En acısı ne biliyor musunuz? Bunları söylerken yüzündeki o tebessüm. Hiçbir şey haberinde olmaksızın hayatı yaşaması. Asıl acı budur işte. Bir çeyreklikle elindeki şekerin mutluluğunu trilyoner biriyle eş tutması... Daha kendini koruyamazken adım adım ölümü beklemesi ömre bedeldir aslında.. Üzülme sen küçük üzülme sakın. Biz acınacak durumdayız asıl biz... Senin o gideceğin yere belki senden daha önce varacağız...

                                                                                                                       sngl..

19 Mart 2012 Pazartesi

o yürekler..

Çanakkale bir imkansızdır... Başarılmış bir imkansız.
Anlatılmaz kelimelerle...
Nasıl bugün rahatça yaşıyorsak
Atalarımıza borçluyuz, onların yüreklerine...
Kalpleri iman doluydu hepsinin
Kılıçları ellerinde yürüdüler mertçe
Akıllarından bir an bile dönmek geçmedi
Lav gibi yürekleri vardı onların
En büyük korkuları yenebilecek ateşe sahip...

Gencecik sevgileriyle gittiler...
Emelleri şahadetti, vatan uğruna şehit olmak...
Çaresizlik içinde çareyi buldu onlar
İmkansızı yaşamışlardı...
Layık olamaz hiçbir şey o yüreklere
Mısralara sığmaz onlar... Anlatılmaz kalemlerle.
Ezilmedi MEHMETÇİK! Geçilmedi geçilmeyecek bu vatan.
Zaferle yandı Türkiye ve bir daha asla sönmeyecek...